Yeni bir bin yılın üç koca yılını geride bıraktık bile..21.y.y'la birlikte,miladi yılların üçüncü bin yılını yaşıyoruz.Aslında 24 saat sayılabilecek insanlık tarihi içinde üç bin yıl son beş dakika anlamına da geliyor. İnsanoğlunu yüzde kaçı bunun farkında bilmiyoruz,tıpkı yüzyıl önce olduğu gibi..20.y.y başlarken "artık keşfedebilecek yeni birşey kalmadı"diyenlerin ne kadar büyük bir yanılgı içinde oldukları da binlerce kez kanıtlandı.Dünya hızla değişiyor ve herkes biliyor ki daha keşfedilecek çok şey var..Peki 100 yıl önce böyle miydi?Dünya'nın,Anadolu'nun,İzmir'in o yıllarda nasıl olduğunu biz de çok merak ediyoruz.Hepsinin birden yanıtını bu yazı çerçevesinde vermemiz zaten beklenemez ama,"İzmir'de yüzyıl önce neler oluyordu?"sorusunun karşılığını verebiliriz.

Önce Osmanlı ile ilişkilerini "geliştirmek"isteyen Alman İmparatorluğu'nun İzmir'e gönderdiği bir gazetecinin "Deutschen Rundschau"adlı dönemin en ünlü gazetelerinden birinin Yazı İşleri Müdürü Paul Lindenberg'in notlarını birlikte değerlendirelim."Hacılar,Seyyahlar,Misyonerler ve İzmir"adlı kitabında İlhan Pınar'ın çevirisinde Paul Lindenberg'in kentimize hayran kaldığını görüyoruz.Dönemin gezginleri zaman zaman İzmir'i beğenmediklerini "aşağılayıcı"terimlerle dile getirirlerken,Paul Lindenberg,ilk görüşte vurulmuştur bu kente:"Ne muhteşem,ne sıcak manzara bu!"

izmir

Meslektaşımız İzmir'i anlatmaya rıhtımdan başlar:"İnsan büyük ve önemli bir limana geldiğini hemen farkediyor.Oldukça büyük olan limanda her milletin bayrağını taşıyan gemiler dikkat çekiyor;limana giren ve çıkan gemilerin düdükleri,büyük tonajlı yük gemileri ve gemiler arasında dolaşan tekneler;mağazalar,acentalar,restoranlar,dükkanlar ve kahvehanelerin yan yana dizildiği kıyıda ulaşımı sağlayan değerli halılarla süslü kayıklar;önlerindeki bir eşek tarafından çekilen birbirine bağlı ve olabildiğince yüklü altı,sekiz ya da on deveden oluşan kervanlar,gülle gibi çuval ve balyaları arabalara yükleyen hamallar;altın ve gümüşleri şıngırdatan seyyar Ermeni döviz büroları,kavga eden,bağıran ve vahşi çığlıklar atan Rum tüccarlar,kara cübbeleriyle Rum Papazlar ve uzun kaftanları,yüksek gri keçe arakiyeleri ile ölçülü adımlarla yürüyen Müslüman dervişler..Bu resmin hemen yanında ve onu bütünleyen,son moda Paris tuvaletleri içinde şık ve güzel kadınlar;insan,acaba bu kadar lüks ve şatafat Paris'te bile hor görülmezmi,diye düşünmeden edemiyor."

1903 yılında İzmir ekonomisine baktığımızda ise kentin Osmanlı İmparatorluğu'nun en büyük ticari gücünü elinde tuttuğunu görüyoruz.Bir yıl öncenin rakamlarına göre 150 milyon Alman Markı'nı bulan ticaret hacmi ile önemli bir ihracat limanı olmuştur bile..Bu sonuçta İzmir-Aydın Temdidi Demiryolu Hattı ve İzmir-Kasaba Demiryolu Hattı'nın rolü büyüktü.Kent içi ulaşımda,aynı ihracat kaygıları ile çok önemsenmişti. Liman işçilerinin yoğun olarak yaşadıkları Halkapınar'a belediye tarafından tramvay döşenmesine karar verildi. Alsancak Tramvay Hattı 1900 yılı ortalarında 1.5 km.ilavesiyle Punta Gar'ından bugün Halkapınar Metro İstasyonu'nun bulunduğu Paralıköprü'ye kadar uzatıldı.1515 metre uzunluğundaki hat 13 Temmuz 1903'te hizmete başladı.Belediye 210 bin liraya inşa ettirdiği Paralıköprü-Halkapınar hattını kendisi işletmedi ve 12 yıllığına Rıhtım Şirketine ait Kordon Tramvayları İdaresine kiralamaya karar verdi.Kokaryalı'ya kadar gelen Konak-Göztepe Tramvay Hattı'nın Agamemnon Ilıcalarına ve Narlıdere'ye kadar uzatılmasına ilişkin girişim ise Meşrutiyet'in ilanı sonrasına uzadı.
Kentte modern yaşama katkı verecek önemli bir girişim ise 1902 yılında başlamıştı.İzmir,1903 yılının ilk günlerinde evlerinin büyük bölümü elektrikle aydınlatılan bir kent olmuştu.Bugün Alsancak'ta Liman karşısında kalan tarihi binalarını ne yapacağımızı hala tartıştığımız,içindeki tarihi aletlerin önceki dönem belediye başkanı tarafından özel bir müzeye bağışlanmış olmasını hala içimize sindiremediğimiz Havagazı Fabrikası,kente elektrikte vermek için "tam gaz"çalıştırılmaya başlamıştı. (1857 yılında ilk kez kuruluş imtiyazı Fransız girişimci Mösyö Marşe'ye verilen Havagazı Fabrikası'nı bir İngiliz gazetecisi olan Edwards,işletmeye açmıştı.Bu tesis için biz de Mimarlar Odası gibi düşünüyoruz. İzmir Havagazı Fabrikası kentin tekno tarihsel profilinin katmanlarından biri olarak ayakta kalabilmiş son örnektir.Londra'daki benzeri gibi koruma altına alınmalıdır!)

İzmir'in hala en önemli simgesi olan Saat Kulesi,II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25.yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 1901 yılında inşa edilmişti. Ancak aynı 1901 yılı,1908'deki İkinci meşrutiyet'in ilanına kadar sürecek olan Addülhamid'in "ağır sansür"uygulamalarının başladığı yıl olarak da anımsanacaktır.Resmi ve özel matbaaları ile bir fikir özgürlüğü kenti olan İzmir,1903'e gelindiğinde gazete ve kitap yayımının çok azaldığı kentlerden biri haline dönüşecektir.1903 yılında İzmir'in yaşadığı önemli bir gelişme ise Fransa'nın İzmir Konsolos Yardımcısı Verchere de Reffye'nin İzmir'in önemini içeren yayımlar yapmasıydı.Reffye'nin bu yayınları ile İzmir'in ne kadar önemli bir kent olduğu bir kez daha anlatılıyordu dünyaya.Bu yayımlardan sonra kentimize yönelen yabancı sermaye girişinde önemli bir atak dikkat çekecekti.

Bu dönem İzmir halılarının da dünyada büyük önem kazandığı,arandığı dönemdi.(Halen Londradaki Dünya Halı Müzesinde büyükçe bir salonun adı "İzmir Halıları"adını taşımaktadır.)İzmir'in Türk mahallelerinde halı dokunuyordu ama asıl halı merkezleri Uşak,Eşme,Gördes ve Demirci idi.Ancak halılar yükleme limanı ile anıldıkları için İzmir halısı olarak tanımlanıyordu.Orta Asya'dan gelen dokuma alışkanlıklarını ve motiflerini,halı dokuyan kızların üyesi oldukları Türkmen aşiretinin işaretlerini ürünlerine yansıtmaları onları eşsiz kılıyorsdu.İngiliz tüccarlar halı ticaretini tekellerine almışlardı.Alman ve Fransız tüccarlar,İngilizlere komisyon ödeyerek halı alabiliyorlardı.İngiliz tüccarlar İzmir çarşılarından topladıkları halıları üç-dört misli fiyatlarla,Avrupa ülkelerinin yanısıra Amerika'ya satıyorlardı.Bu arada bölge halkının ekonomik haklarını savunacak İzmir Ticaret,Ziraat ve Sanayi Odası'nın kurulmasına yönelik ilk girişimler 1903 yılında başlatıldı.Daha sonraları sadece zirai amaçlı hizmet verecek olan bu oda 1 Ağustos 1904 tarihinde kuruluşunu resmen ilan edecektir.Bugünkü İzmir Ziraat Odası'nın kökeni de bu odadır zaten..

100 yıl önce İzmir'in iki önemli yöneticisi bulunmaktadır.Vali Kemal Paşa ile Belediye Reisi Eşref Paşa.Ancak 1903 yılının en önemli kimliği kuşku yok ki 1895-1907 yılları arasında Belediye Reisliği yapan Eşref Paşa idi.Suriye Vali Muavini iken Hicaz'a sık sık gittiği için "Hacı"lakabıyla anılıyordu.1895'de,vekaleten İzmir Belediye Meclisine reis olarak atanan Eşref Paşa,1907'ye kadar şehir için çok hayırlı işlere imza attı.Eşref Paşa'nın en önemli girişimi bugün Fevzipaşa Bulvarı olarak anılan geniş caddenin açılışını ancak planlamak oldu.Bu bulvarın açılışı ancak Cumhuriyet döneminde gerçekleşti.
Eşref Paşa'yı özellikle kentin yoksul Müslüman ve Musevileri çok sevdi ama sevmeyenlerin başında üzerinde baskısını arttırdığı esnaf geliyordu.Çünkü İzmir'de bugün de sorun olan kayıt dışı ekonominin üzerine giden Eşref Paşa yerel yönetime gelir sağlamak için esnafa vergi üzerine vergi bindirmişti.
Bugün Belediye'ye ait hastaneye adını veren Eşref Paşa sağlık alanında önemli hizmetlere imza attı. Halen Konak Meydanı'nın özgün hali bozulmamış tek binası olan ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi olarak kullanılan Gureba-i Müslimin Hastanesi'ni Eşref Paşa geliştirdi. İzmir veba hastalığına çok kurban vermişti. Bunu çok iyi bilen Eşref Paşa fakir Müslümanlar için çok büyük bir hastane kurulması için bizzat çalışırken,yoksul Yahudi ve Rumların yaşadıkları aile evleri olan Yahudihane ve Rumhane gibi yerlerde sık sık temizlik denetimleri yapıldı.

O dönemde de İzmir zengin mutfağı ile tanınıyordu. Kentteki tüm etnik unsurların mutfakları yüzyıllar içinde birbirine karışmıştı ve ortaya bugün de yaşayan nefis bir mutfak çıkmıştır.Ama kente gelen Paul Gindenberg gibi gezginler zengin Viyana mutfağını İzmir'de bulmanın çok keyifli olduğunu söylemişlerdir.İzmir'in nefis çilekleri Viyana mutfağını daha da zenginleştirmişti ve İzmir'de özellikle J.Kramer Büyük Viyana Birahanesi'nde her zaman buz gibi bira bulmak mümkündü.Bu birahanede 20.yy'ın başında birinci kalite Viyana biraları olan Spatembrau,Strasbourg,Dreher satılıyordu.Macar,Fransız ve İspanyol şaraplarınıda günün ve gecenin her saatinde soğuk ve sıcak yemeklerle yiyebilmek olanaklıydı.

Kente gelenlerin kaldığı yerlerin başında Hotel de Ville ile Grand Hotel Huck geliyordu."Şehir Oteli"bugünkü Cumhuriyet Meydanındaki Telekom binasının yerinde idi. İtalyan Levanten Fragiacomo tarafından işletilen otel broşüründe kendini şöyle tanıtıyordu:"Otelimiz birinci sınıf bir kuruluştur.İzmir'in en eski otelidir.Fransız,İngiliz ve İzmir mutfağı mükemmel tesislerimizde yenilebilir.Manzarası fevkaladedir.İçki mahzeni rakipsizdir. Denize cepheli otelimizde ülkede çıkan bütün gazete ve mecmualarla yabancı dergilerin koleksiyonu bulunur. Otelimizde her lisanda konuşulur."


Bugünkü Şanlı İlaç Fabrikası yönetim binasının yerinde olan ve Selçuk'ta birde şubesi olan Grand Hotel Huck ise kendisini İzmir rehberine verdiği ilande şöyle tanıtıyordu:"Posta ve denizcilik acentalarının yakınında benzersiz bir konumu olan,iş merkezinde,otelin önünden her yere tranvayla ulaşama olanağı.Her lisanda konuşabilen ve tarihi yerleri görmek isteyen turistlere refakat edebilecek rehberler,tabldot ve alakart yemek sevisleri.Tanınmış içki çeşitleri,soğuk ve sıcak banyolar,ticaret amacı ile gelecek yolcular için özel fiyatlar."1903'teki İzmir'e küçük bir zaman yolculuğu yaptık elbette herşeyi anlatamadık ama bu yazdıklarımız bile o zamanlar bu şehrin çok keyifli bir şehir olduğunu söylememiz için yeterli galiba...

 

profesyonel web sitesi

mod-dijital-katalog

3d panorama

destek

seo calismasi